SANATIN GEREKLİLİĞİ

Polatlı okuma Kulübü bu ay Ernst FISCHER’in “Sanatın Gerekliliği” isimli kitabını okudu. İnsanlığın var oluşundan günümüze birçok sanatçıdan örnekler vererek yazılan kitabı sizlere çok doğru bir şekilde yansıtamayacağımı biliyorum. Ama yine de sizleri bilgilendirmek amacı ile özetlemeye çalışacağım.
Sanatın Görevi
Sanat insanın sınırsız yaşantıları ve düşünceleri paylaşma yeteneğini yaratır. Duygularımız düşüncelerimizi keskinleştirirken düşüncelerimiz de duygularımızı arıtır. Toplumsal durumlar değişse bile, sanatın hiç değişmeyen bir gerçeği yansıtma niteliği vardır. Sanatın görevi her zaman insanı bütünlüğü içinde heyecanlandırmak, kendisini bir başkasının yaşamı ile görebilmesini, başkalarının da kendisinin olabilecek yaşantıları benimsemesini sağlamaktır.

Sanat insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. Ama salt özünde taşıdığı büyü yüzünden de gereklidir sanat.
Sanatın Başlangıcı
Çalışan varlık, emeği ile kendisini düşünen varlığa yüceltiyor. Doğaya üstünlük sağlama yeteneğini yaratma her türlü sanatın başlıca özüdür. Araç yapma büyüsü, sonunda büyüye sonsuz olanaklar yükleme çabasına dönüştü. Büyü zamanla dine, bilime ve sanata dönüştü. Oymakların oturduğu köyler toprak sahiplerinin yönettiği şehir devletlerine dönüştü. Sınıflı toplum böylece başlamış oldu.

Bir sanatçı ancak yaşadığı çağın ve toplum koşullarının ona bağışladığı olanakları katabilir yaşantısına. Sanatçı yeni toplumsal ilişkileri öyle bir biçimde ortaya çıkarmalıdır ki, başkaları da o ilişkileri görebilsinler. Sanatın kendisi bir toplum gerçeğidir.
Sanat ve Kapitalizm
Sanat içir, sanatın gelişmesi için elverişli bir ortam yaratmaz kapitalizm. Öbür yandan, kapitalizmin ekonomik üretim için olduğu gibi, sanat üretimi için de sınırsız kaynak yarattığı doğrudur. Romantizm kapitalist düzene karşı bir ayaklanma olarak doğdu. Romantik ayaklanma ulusal bağımsızlık savaşları içinde niteliğini yitirdi. Ancak bir yandan da gerçekçi bir toplum eleştirisi olarak gelişti. Halk türkülerini, halk sanatını ve halk bilgilerini ortaya çıkardı. Ancak sanayileşmenin artmasıyla halk sanatının ister istemez ortadan kalktığını unutmamalıyız. Sanat için sanat romantizmle ilgili bir akımdı.

Doğacılık kapitalist burjuva dünyasının parçalanışını, çirkinliğini yüzeye çıkan pisliğini açıklıyor, ama daha ileri derine gidip bu dünyayı değiştirmeye ve toplumculuğu kurmaya hazırlanan güçleri tanımıyordu.

Kapitalist düzende yığınların yoğaltımı için meydana getirilen sanatta ilgili ürünlerin heyecan sömürücülüğü, vahşi niteliği ve insan dışı özü bu gün iyice bilinmektedir. Kapitalist dünyadaki önemli sanatçıların ortak yanı çevrelerindeki toplumsal gerçeklerle uzlaşmayı becerememeleridir.

Toplumcu gerçekçilik, daha doğrusu toplumcu sanat geleceğin habercisidir. Bu sanatın dokusunda yalnız geçmiş olan belli bir tarihsem dönem değil, aynı zamanda gelecek olan dönem de vardır.
Öz ve Biçim
Doğada kristaller neyse, sanatta da süsler aynı şeydir. Süslemenin matematiğin sanatla cisimleşmesi olduğu da söylenebilir. Kristaller de, süsler gibi, bize “güzel’ görünürler. Üstelik bakışımlar ne denli çoksa, onlarda gördüğümüz güzellik de o ölçüde çoktur. Bakışım arttıkça güzelliğin de artması kristallerin en yüksek bakışım derecesini gerçekleştirme yönündeki doğal eğilimlerinin karşılığıdır. Biçim ve öz arasındaki diyalektik ilişki kristallerde, yani katı, düzenli cisimlerin yapısında kesinlikle gözlemlenebilir. Biçim belli bir zamanda sağlanan dengenin ortaya çıkışıdır. Özün ayrılması özellikleri devinim ve değişimdir.

Burjuva dünyasının savunucuları dünyanın kapitalist özünden değil de, her ekleminde çatlamış olsa da, demokratik biçiminden söz açmaktadırlar. Dikkati kapitalizm ile toplumculuk arasındaki tarihsel savaştan uzaklaştırıp, bunu, insanların kafasında , “demokrasi” ile “diktatörlük” arasındaki bir savaşa dönüştürmeye çalışmaktadırlar, Konu ancak sanatçının aşamasıyla öz aşamasına yükselebilir. Çünkü öz, yalnız neyin sunulduğu değil, nasıl sunulduğu, nasıl bir ortamda, ne derecede toplumsal ve bireysel duyarlılıkla sunulduğu demektir.
Şiir Dünyası ve Şiir Dili
Şiir klasik çağda bir düşünceyi, bir duyguyu en ince, en çekici bir anlatımla dile getirmek aracıydı. Yazar Alexsander Pope den örnek vermiş ama ben bizim edebiyatımızdan bir örnek sunuyorum.
Şarkı
Ah eden kimdir bu saat kuytuda
Sustu bülbüller hıyaban uykuda
Şimdi ay bir servi-simindir suda
Esme ey bad, esme gülşenden ki canan uykuda
Başka aşıklardan almışsan nefes
Başka yerden başka vadilerden es
Doğmasın ruhumda ani bir heves
Esme gülşenden ki canan uykuda
Yahya Kemal Beyatlı
Derken, birden bu klasik ortamda halk şiiri ortaya çıktı
Mavi Gözlü Dev Minnacık Kadın ve Hanım elleri
O mavi gözlü devdi minnacık bir kadın sevdi,
kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii
hanımeli açan bir ev,
bir dev gibi seviyordu dev
ve elleri öyle büyük işler için,
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çatamazda kapısını,
bahçesinde ebruliii
hanım eli açan evin
o mavi gözlü devdi
minnacık bir kadın sevdi
mini minnacık kadın,
rahata acıktı kadın,
ve elveda deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve
şimdi anlıyordu ki mavi gözlü dev
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz
bahçesinde ebruli
hanım eli
açan ev
Nazım Hikmet Ran

Müziğin özü o kadar çeşitli yollarla duyulabilir, özle biçim arasındaki çizgi o kadar belirsizdir ki, toplumbilimsel yoruma karşı direniş en çok bu alanda kendini gösterir. Müziğin özü edebiyatın ya da plastik sanatların açık seçik değildir.

Gerçekliğin Yitirilmesi ve Bulunması
Çağdaş toplumcu edebiyat ve sanatın ana görevi-yani gerçeklerin ortaya uygun anlatım yollarıyla açıklanma görevi- çağdaş başka sorunlarla milyonlarca insanın kültür hayatına katılmasıyla sıkı sıkıya ilgilidir.
Bir sanat yapıtının başlangıçta herkes çe anlaşılıp benimsenmesi gerekmez. Sanatın görevi açık kapıları yıkmaktan çok kilitli kapıları açmaktır. Eğlerce ile ağır başlı sanat arasında sınır kesinlikle çizilemez. Seslendikleri halkı küçümseyen sanatçılar amaçlarını yerine getiremiyorlar demektir. Bu gün bile, yalnız toplumcu dünyada değil kapitalist dünyada da yenilik eskiyi kopya etmekten daha etkili olmaktadır.
Bilim ve sanat gerçekleri kavramanın iki ayrı yoludur.

İnsanın ilk toplu yaşama döneminde doğanın gizli gücüne karşı insanın en büyük yardımcı silahıydı sanat.

İş bölümü, sınıf ayrımı ve her türlü toplumsal çatışmanın dizeminde- sanat bu çatışmaların niteliğini anlaması- ve var olan gerçekliği tanıyarak, insanların ortak noktaları arasında köprü kurarak bireyi yalnızlıktan kurtarmanın başlıca yolu oldu. Günümüz toplumcu düzeninde ise sanat belirli toplumsal gereklere uyma, açık seçik bir aydınlanma ve düşünce yayma aracı olma eğilimi göstermektedir.