İSMAİL

Polatlı Okuma Kulübü bu ay Daniel Quinn’in “İsmail” isimli kitabını okudu. Kitapta kahramanımız
ÖĞRETMEN ÖĞRENCİLERİNİ ARIYOR
Dünyayı kurtarmak için içten bir arzu
duyulması şarttır. Şahsen Başvurun.
Şeklindeki bir ilana takılara ilanın sahibini arıyor. Aramalar sonucu öğretmenin yetişkin bir goril olduğunu öğreniyor.
Adının Golyat olduğunu zanneden Gorile bir ziyaretçi “sen Golyat değilsin sen İsmailsin” Diyor. İsmail’i hayvanat bahçesinden kurtararak özel bakım evine getiriyor. “İbrahim Peygamberin büyük oğlu ve İshak’ın abisi. Arap soyunun İsmail’den, Yahudi soyunun İshak’ın oğlu Yakup’tan gelme olduğuna inanılır. İbrahim sonunda çocuğu olunca, oğluna “Tanrı duydu” anlamına gelen “İsmael” adını koyar, ad Arapçada İsmail’e dönüşür.
İsmail’in velinimeti 1985 yılında vefat edince vasisi onun kızı Rakel oluyor. Rakel onu babasının parası ile sığınağa yerleştiriyor.
Burada öğretmen İsmail ile kahramanımız arasında günlerce aşağıdaki konuşmalar oluyor.
Tutsaklık: Bu konuda öğretmen “Yaşamak için dünyayı mahvetmeye devam etmenizi neredeyse zorunlu kılan bir uygarlık sistemine tutsak olmuşsunuz. Tutsaksınız ve dünyayı da tutsak etmişsiniz.”…”Eğer seni içeride tutanın ne olduğunu keşfedemezsen, dışarı çıkma isteğin çok geçmeden netliğini yitirir ve zayıflar.”
İsmail öğrencisine birlikte yolculuğa çıkarken bavuluna sonradan durup da almak istemediği birkaç şey koyacağım. Sen onları sonradan bavuldan çıkardığımda tanıyacaksın. Senin kültüründen gelenlere alanlar, diğer kültürlerin insanlarına da bırakanlar diyeceğim.
“Kültür belli bir hikâyeyi canlandıran insanlardır. Hikâye ise İnsanı, dünyayı ve tanrıları birbiri ile ilişkilendiren bir senaryo” Diyor. İki farklı hikaye var birisi Bırakanlar, diğeri Alanlar. “Bırakanlar insanlık tarihinin birinci bölümüydü: uzun önemsiz bir bölüm. Bu bölüm yaklaşık on bin yıl önce Yakın Doğu’da tarımın doğuşu ile sona erdi. .. Bırakanlar ve alanlar bambaşka ve birbiri ile çelişen varsayımlara dayalı iki farklı hikâyeyi canlandırıyor.
“Dünyadaki yaşam, milyonlarca yüzyıl boyunca kimyasal bir çorba üzerinde çaresizce sürüklenen mikroorganizmalarla sınırlı kaldı. Ama yavaş yavaş karmaşık yaşam formları ortaya çıkmaya başladı.: tek hücreli canlılar, sümüklüler, alger, polipler ve diğerleri. Koskoca on, on beş milyar yıllık yaradılışın varış noktası : bu denizanası.”
Sizin kültürünüzde İnsanlar ortaya çıktığında yaradılış son buldu. Çünkü amaca ulaşılmıştı. İnsanlığın doğuşundan sonra evrenin geri kalanı çekiciliğini yitirdi. Tüm bunlar, insanların üzerinde durabileceği toprak parçası olsun diye yapıldı. Tanrı diye bir şeyin olmadığına dair yeminler eden ateistler bile dünyanın insan için yaratıldığını bilirler. Dünya denizanaları için yaratılmış olsaydı her şey bambaşka olurdu.” İsmail;
“Alanlar görkemli ama kısa bir hayat yaşamayı seçti. Ödediğiniz bedel, insan olmanın bedeli değil. İnsanı dünyanın düşmanı olarak gösteren bir hikâye canlandırmanın bedeli”
Problem şu ki insanın dünyayı fethi dünyayı mahveden şey oldu.
Alanlar kültürünün en çarpıcı özelliklerinden biri de peygamberlere olan sarsılmaz ve tutkulu bağlılıkları.
“Nasıl yaşamanız gerektiğini bilseniz dünyanın içine etmezdiniz. Nasıl yaşayacağımızı peygamberlerin söylemesine gerek yok; çevrenize bakarak kendiniz bulabilirsiniz”
“O zaman soyunuz tükenmenin eşiğine geldiğinde ve bir süre daha yaşamak istediğinizde, yaşamla ilgili yasalar da sizi ilgilendirmeye başlayabilir”
“Alanlar bunu henüz bilmese de, tanrılar onları kurtçukların, kenelerin, karideslerin, tavşanların, yumuşakçaların, geyiklerin, aslanların ve denizanalarının yaşamını düzenleyen yasadan muaf tutmadılar”
“On bin yıl önce kültürünüzün insanları kuşlar gibi bir uçuş yapmaya kalktı; bir uygarlık uçuşu. Araçlar herhangi bir teoriye göre tasarlanmamıştı. ..Pedal çevirenlerin sayısı beş milyar da olsa, yirmi milyar da olsa onu uçuramazsınız aracınız en başından beri düşüşte ve bu düşüş sona ermek üzere.”
“Alanlar Yeni Dünya’ya düşüp de her şeyi paramparça etmeye başladıklarında, Bırakanlar sorunun cevabını arıyorlardı. Yaşam topluluğu yasayı üç miyar yıldır hiç çiğnemedi. Alanlar yasanın yasakladığı her şeyi uygarlıkların temel ilkeleri olarak kabul ettiler. ve şimdi, beş yüz neslin ardından, bu yasaya karşı gelen tüm türlerin ödemek zorunda kalacağı cezayla karşı karşıyalar”
“Doğada, besin kaynakları artan bir topluluk büyür. Topluluk büyüdükçe besin kaynakları azalır; besin kaynakları azaldıkça, topluluk küçülür. Her şeyi dengede tutan, besin kaynağı olan ve besin kaynağı arayan topluluklar arasındaki etkileşimdir÷”
“Hayvanlar yiyecek aramak için avlanmaya çıkarlar; kendilerini avlayan hayvanları veya rakiplerini ortadan kaldırmak için değil” Onların kuralı ihtiyacın olanı al, kalanlara dokunma.”
“Kendini rekabet kurallarından muaf tutan her türün kendi yayılmasını desteklemek adına sonunda tüm topluluğu yok edeceğini keşfettik”
“Kültür ana sonunda insanoğlunun evrenin merkezi olmadığı gerçeğini kabul edebildi. İnsanların alelade sümüklü bir canlıdan evirildiği gerçeğini kabul edebildi”
“ Kültür ananın varlığı sadece sizin zihninizin içinde. Ona kulak vermeyi kestiğiniz an, varlığı da ortadan kalkacaktır.”
“Hiç bir tür dünyadaki tüm yaşamı sahiplenemez. Dünya herhangi bir tür için yaratılmamıştır.. Dünyaya düzensizliği getiren alanlar oldu. Alanlar içten içe muazzam bir yalnızlık çekiyorlar. Dünya onların düşman bölgesi ve onlar burada işgal kuvvetleri gibi yaşıyorlar; sıra dışı konumlarından ötürü yabancılaşmış ve tecrit edilmiş olarak”
“Bırakanlar hayatlarını yaşamaya değer kılacak bir inanç veya herhangi bir şey peşinde koşmuyorlar. Bunun sebebi doğayla iç içe yaşamaları. Tek neden insanlar için uygun, işe yarar bir hikâye canlandırıyor olmaları.”
“Tanrılar dünyayı milyonlarca yıl yönetti ve her şey yolundaydı. Ancak insan yönetiminde geçen birkaç bin yıl dünyayı ölümün eşiğine getirmeye yetti.
”İki nehrin arasında başlayan tarım devrimi, dört bin yıl içerisinde batıda Anadolu’ya kuzeyde ve doğuda ise dağlara dek yayıldı. Güneyde yolu tıkayanlar, Samiler yani çobanlardı Kuzeyden gelen çiftçiler onları çöle sürdü, çünkü topraklarını ekip biçmek istiyorlardı.””
“Ademi baştan çıkran şey Havva değil hayat olmuştur.” Adem meyveyi kabul ettiğinde sınır tanımadan yaşamanın cazibesine yenik düşmüş oldu.”
Âdem soyumuzun değil kültürümüzün atası.
Kahramanız İsmail’i ziyarete birkaç gün ara verdikten sonra onu ziyarete gittiğinde bulamadı. Günlerce aradıktan sonra onu bir sirkte buldu ve konuşmaya devam ettiler.
“Şurası açık ki tarım devrimi sırasında geçmişten tamamen kopuldu. Alanların bildiği kadarıyla tarım öncesi yoktu.”
Alanların kendilerine nasıl yaşanacağını gösterecek bir Hamurabi’ye, bir Draıco’ya, bir Solan’a ,bir Musa’ya, bir İsa’ya ve bir Muhammed’e ihtiyaçları vardı.. Alanlar nesneler hakkında bilgiler topluyorlardı, Bırakanlar ise insanlar hakkında. Sizin kültürünüzde değer verilen şeyin üretime yarayan şeylerin bilgisi, Bırakanların kültüründe değer verilen şey ise insanlara yarayan şeylerin bilgisidir. Ne zaman Alanlar bir bırakan topluluğunu ortadan kaldırsa, insanoğlunun doğumundan itibaren sınanarak incelik kazanmış bir bilgelik bir daha hatırlanmamak üzere yok olup gidiyor. Tıpkı ortadan kaldırılan her canlı türüyle birlikte, insanoğlunun doğumundan itibaren sınanarak varlığını sürdürmüş bir yaşam biçiminin bir daha hatırlanmamak üzere yok olup gittiği gibi”
“Tarım devrimi için söylediklerim halen geçerli, çünkü devrim devam ediyor. Âdem hala yasak meyveyi yiyor ve Kabil hala elinde bıçağıyla Habil’in peşinde”
“Yemek peşinde durmaksızın çaresizce koşturmak söyle dursun, avcı toplayıcılar dünyanın en iyi beslenen insanlarındandır. Bunu günde iki saat çalışarak başarırlar ki böylelikle dünya üzerinde en çok boş zamana sahip insanlar arasında gösterilebilirler. İnsanlar hiçbir yırtıcının yemek listesinin ilk sırasında bulunmaz.”
Kahramanımız İsmail’e “Tanrıların size sundukları sadece hayvan gibi yaşamanıza yeter. Ama insan gibi yaşamak için bazı şeyleri bizzat temin etmelisiniz. Tanrılar bunu yapmaz.” Diyor.
Alanların dünyanın insanlara ait olduğu savının peşinde gidilince tam bir felaket oldu. Bırakanların insanın dünyaya ait olduğu savının peşine takılırsak yaratılış sonsuza kadar devam eder.
İnsanlar seçim yapma şansı olan ilk cancılılar. Tanrılara karşı gelip bu uğurda yok olmayı veya geri çekilip diğerlerine yer açmayı seçebilir. Yani insanın dünyada bir yeri var ama görevi onu yönetmek değil. Bu, tanrıların elinde. İnsanın görevi ise öncü olmak, sonuncu olmadan öncü olmak. İnsanlara kıyamet tablosundan fazlası gerek. Onlara dünyayı ve kendilerini resmeden ilham uyandıran bir tablo göstermek gerek.
Alanların elinde dünya bir hapishaneye dönüştü. İnsan soyunun ayakta kalabilmesi için asıl önemli olan güçle zenginliğin hapishane içerisinde el değiştirmesi değil, hapishanenin tamamen yok edilmesidir.
Yazarımız İsmail’i satın almaya niyetliydi ama İsmail öldü. .
Yazar İsmail isminin verildiği bir goril’le aralarında geçen konuşmaları ve gorilin başından geçenleri roman tarzında anlatmayla çalışıyor. Ama kitabın bir roman değil de bir felsefi tartışma olduğunu okuduktan sonra anlıyorsunuz. Kitap bize kendimizle birlikte tüm dünyayı yok ettiğimizi ve kaderimizi değiştirmek için neredeyse çok geç kaldığımızı gösteriyor. 19.11.2019
Hasan Aydın